Mutsuzluk Senfonisi - Talha Öztürk Zihnimdeki Esrar

Zihnimdeki Esrar – 2

single-image

Bölüm 2

Günün ilk ışıkları geceden kalan karanlığı içkinin müdavimi olan babanın çocuklarına gösterdiği şevkat gibi görüyordu. Saat henüz altı olmamışken karanlığa yenilmiş az yer vardı bölgenin sisinin altında. Toprağa can katan çiğ damlaları ölecek bir kuşa can yetiştirircesine her yaprağa nefesini üflemişti. Mezar taşlarının kimsesizliği arasında onlar kadar cansız görünen betondan hallice ten rengini gecenin siyahına meydan okuyan siyahlıkta bir palto, pantolon ve bir çift ayakkabı ile süslemiş bir beden duruyordu. Paltosunun cebine elini attı, hiçbir kırışıklığı bulunmayan sigara paketini dikkatle açtı. İçinden bir sigara çıkartıp avcunun içinde kaybolan çakmağıyla sigarayı yaktı. Sakin ama her an bir yabancıya karşı tetikteymişçesine sigarasını acelesiz şekilde bitirdi. Söndürmeden önündeki mezara attı. Arkasını döndü ve mezarların arasından hiç yolunun çizgisini bozmadan bir ip misali ilerledi.

Öğleden sonra sürekli düşünmekten yorgun düşen beyni için saat üç on dörtte gelen mesaj tüm günün gidişatını değiştirmişti. Artık düşünmek değil bir eylem yapma zamanı gelmişti. Adreste verilen sokağın köşesine vaktinde ulaşırsa uzun zamandır takip ettiği fırsat sıcaklığını buzdan almış bedenini bile ısıtmaya yetecekti. Saat yediyi gösterdiğinde ellerinde deri eldivenleri, yol arkadaşının da vazgeçilmez aksesuarı yerini bulmuştu. Verilen saate dakikalar kala beklenen adam gözlerinin önünde yerini almıştı. Sakinliğin şekil almış hali olduğu düşünülürken bir anda fevri hareket sergileyip saklandığı köşeden hızlı adımlarla adama yürümeye başlamıştı. Elini yoldaşına uzattı ve tetiğini kavradı. Köşedeki adamın yanına bir başkası yaklaştığında aralarındaki mesafe kapanmıştı bile. Susturucusu takılı olan silahtan iki el tetik çekildi. Yavaş yavaş kan gölüne dönecek alandan hızlı adımlarla bir başka köşeye doğru yöneldi ve ortadan kaybolmaya doğru ilk adımı atmış oldu. Akşam haberlerine yetişmiş olacak ki haberlerde üstünde yüksek miktarda uyuşturucu taşıyan satıcının ve henüz 21 yaşında olan üniversite öğrencisi aracısının vurulduğu anlatılıyordu.

Kapanmaya niyeti olmayan ve uykuya düşman olan kan çanağı gözlerini istemese de kapattı. Martıların sesleri ve rahatlatıcı yağmur kokusu bir an olsun kopup götürdü bu kirlenmiş dünyadan. Maviliğin hükmettiği denize en fırtınalı gece de olsa siyahın esamesini okutmamak yeminiydi bu denizin kenarı. İçinde biriktirdiği nefreti koskoca denizleri kirletmek için kullanıyordu. Esareti aşılmıyordu ruhunda biriken. Yeri geliyordu aydınlığa ulaşmak için kendi karanlığında boğuluyordu. Her aydınlık bir karanlığın yok oluşundan doğmadı mı zaten?

Takvim günlerden perşembeyi gösteriyordu. Hiç şaşmaksızın aynı restoranda yer ayırtılmış ve dakika dahi olsa geç kalmadan yer alınmıştı ondan başkasına yıllardır bu vakitlerini yâr etmemiş köşedeki tam ortasında tek bir vazo bulunan masada. Özgürlüğe vurulan bir perçin gibi bu günün hep aynı saatleri birkaç yudum yalnızlık ile süslenmiş masada bulunulurdu. Gelirken masaya konulmak için hep aynı çiçekçiden mavi gül alınırdı ve masanın ortasındaki vazoya iliştirilirdi. Rutin haline gelmiş acısı bolluktan geçilmeyen zamanın sonunda gül giderken tek yaprağı kalmayacak şekilde yakılır ve küle çevrilirdi. Perşembe akşamının sonu böyle getirilirdi. Ardından tek başınalığın verdiği umutsuzluk ile adım adım ezberlenen ve acısı anılarında gizli yol yürünürdü. Gidilen yer ise hiçliğin bekçisi olan zihnin bedeni ölüme terk ettiği ev…

Barut kokan bir kerpiç evde kendini buldu. Evde yoğun bir koku vardı ama ne olduğunu bilemiyordu. Kalkıp bakmaya karar verdi. Hiç bulunmadığı bir evdi ama onu şaşırtmaya yetecek bir acizlik yoktu ortada. Darbe sesleri duyuyordu kapıya vurulurcasına. Sesin arttığı yöne yürümeye karar verdi ve yatağın karşısında olan komodine doğru yürüdü. Yaklaştıkça içinde garip bir şeyler olduğuna olan sezgisi güçleniyordu. Çekmeceyi açacak kadar yaklaştı ve tek hamlede açtı. İçeride bekleyen şey onun kesinlikle beklemediği türdendi. İnce bir zincirle sarılmış bir kalp duruyordu. Onu boğmak istercesine zincirle sarılmış olan kalp birden atmaya başladığında geriye doğru sıçradı. O hışımla gözlerini açıp kan ter içinde rüyasından uyandı.

Leave a Comment

You may also like

Araç çubuğuna atla