Kategoriler
Mutsuzluk Senfonisi - Talha Öztürk Zihnimdeki Esrar

Zihnimdeki Esrar – 1

Bölüm 1

Eve girdiğinde ilk olarak bir ağlama sesi geldi kulağına. Hiç acele etmeden yavaş ve narinlikten incinen adımlarla sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Ne nefesinde bir hızlanma ne de bir değişiklik sezilmiyordu hareketlerinde. Elini sakince kapalı olan odanın kapı koluna attı. Uzun ve temiz gözüken elleri ile son bir tereddüt hissiyle kapı kolunu çevirdi. Karşısındaki manzara karşısında ters bir tepki göstermedi. Girişin karşısındaki griye çalan duvar kanla çömertçe sulanmıştı. Köşede duran eski adıyla Sofia, yeni adıyla muhtemel 28 numaralı cesede baktı. Odanın diğer köşesine baktığında elindeki sandalyeyi odayı aydınlatan tek cama fırlatan adamın yüzünü zar zor seçmişti. Sandalyenin ardından kendisi de camdan atlayan adamı durdurmayı denemedi. Arkasını döndü ve cebinden mendilini çıkarıp kapı kolundan parmak izlerini temizledi. Evden girdiği nezaketle geri çıktı. Köşeye kadar geldi ve ilk sokağa saptı. Hiçbir değişiklik olmamış gibi gördüğü ilk üç sokaktan sağa saptı.

Sokak ortasından biraz uzakta, kiremit rengi ve desenli duvara yakın bir yerde durdu. Cebindeki, ezilmeden eser olmayan yeni alınmışa benzeyen paketten jelatine zarar vermeden bir sigara daha çıkardı. Cebinden ellerinde uzun süredir beklettiği çakmağı, terlemiş parmaklarını sakin sakin açarak yaktı ve uc kısmından tütün dökülmek üzere olan sigarasına doğrulttu. Yavaş hareketleri hiçbir acelesi olmadığının adeta posteriydi. Anlık olarak biraz daha aceleci davranarak bir nefes çekti sigarasından ciğerlerine doğru yol sürmesini adeta izleyerek. Sonra öykece bekledi ve ağzından sigarayı çekmedi. Peşpeşe iki nefes daha aldı. Artık üstünde gökyüzünün bulutsuz havasına kafa tutarmışcasına bir bulut belirmişti adeta. Kaçamak bakışları sigaranın bitişine hüzünleniyor gibi dursa da, çatık kaşları ve sert bakışı dışarıdan bakan bir insanı rahatlıkla korkutabilirdi. Sigarasını bitiresiye kadar yavaş yavaş arkasındaki duvara yaklaştı. Yerdeki yağmurun bitmesini reddeden küçük göletler içinde gerisin geri gidiyordu. Çevresinden ve yaşamdan öylesine bağımsız hareket ediyordu ki, bu yaşamsızlık belirtisi bile olabilirdi bazı insanlara göre. Sigarasını bitirdi. Birkaç defa sağına baktı ve birden doğruldu. Hiç şüphesi yokmuş gibi soluna dönüp yürümeye başladı ve uzun sokağın köşesinden dönüp kaybolana dek hiç durmadı.

Doğallığını bozmamış ve şehirleşmeye düşmancasına yargılar beslemiş gibi apartman bulunmayan ve beyazın tonlarıyla boyanmış sokakta tek ev düzeni bozuyordu. Camında cam kırıklıkları ve üzerlerine yapıimış bir miktar koyu kırmızı leke. Günlük rutinler devam ederken durağan dünyada bir çığlık yükseldi ansızın. Bir kadının umudunu yitirdiğinin çığlığıydı bu. Çok süre geçmeden sokağı polis arabaları ve cenaze arabası dolup taşırdı. Etrafta meraklı gözlerle birbirini süzen mahalle halkı ve olay mahallini kapatmaya çalışan polislerden başka bir hareket yoktu. Olay yeri gözlem ekibi işlerini tamamlamış olacaklar ki beyaz tulumları içinde ellerinde çantaları ile terk etmeye hazırlanıyorlardı bu ıssız ve bir süre haberlere nam salacak sokağı. Yine bir üçüncü sayfa haberi ile bitip gidecek gençlik üzerinden konuşmalar en fazla üç hafta sürecekti. Ardından yaygarayı başlatan kadının çığlığı yine duyuldu. Mehmet Özgür isimli çocuğun yalnızca adı duyuluyordu acısını dilinden esirgemeyen kadından. Saatler birbirini kovalarken kadını sakinleştirmeye çalışan topluluktan ve polislerden ses seda kalmamış, sokak aynı sessizliğine şehre dargınmışçasına tekrar bürünmüştü. Akşam haberlerinde genç yaşında bir genç evinde ölü bulundu denmiş, herkesin dilinden bir fikir ortaya sürülmüş ve sonraki sabah biraz daha ayrıntı üçüncü sayfa haberlerinde verilir telkinleriyle meraklıları savuşturulmuştu. Tam olarak beklentiyi karşılayan bir geceydi.

Uzun zaman geçmesi gerekmemişti. Sere serpe kanepesinde uzanmış ve üstündeki kıyafetleri de çıkartmaya yeltenmemişti. Bulunduğu mekan eski sözcüğünü akıllara getirmeyecek modernliği benimsemiş bir odaydı. Duvarlarda kirli beyaz bir renk, üstü kağıt yığınları ve bir adet silahla süslenmiş ahşap rengi masa, ahşabın birkaç ton açığı ile masanın kenarına iliştirilmiş sandalye ve koyu kırmızıya yakın kanepeler ile dekore edilmişti küçük oda. Bu odaya yakışmayan şey ise odayla bütünlüğü sağlanamayacak duvardaki ünlü tablo eserleriydi. Yine paketinden çıkartıp bir sigara yaktı günün yorgunluğunu atarcasına. Söylemek istediklerini ona söyletircesine hem ona sarılıyor hem de kavga ediyordu adeta. Sigaranın bitimine yakın doğruldu koltukta. Biraz yanan sigaranın dumanını seyretti. Sonrasında hiçbir şey hissetmiyor gibi sigara sönmeden koluna bastı. Bir desen gibiydi kolu. Birkaç düzine yanık izi vardı kolunda belli bir düzen ile sıralanmış. “Bir hayat daha kayıp gitti ellerimden.” dedi ve koluna bastığı sönmüş sigarayı öylece bıraktı.

Bir cevap yazın